PSİKOLOJİ

BİLİM DÜNYASINA MAGAZİNSEL BİR BAKIŞ

Çarşamba, 17 Haziran 2015 1180 Views 0 Comments

Bilim dünyasına yaptıkları katkılarla bilim tarihine yön veren, isimlerini yaşadıkları yüzyıla kazıyan büyük düşünürlerin ve bilim adamlarının hayatları hep merak konusu olmuştur benim için. Yaptıkları icatların, ortaya koydukları fikirlerin arkasında neler olduğu, hayata hangi pencereden baktıkları ve tüm bu “bilim insanı” olma yönü dışındaki sıradan hayatları onları daha iyi anlamamıza sebep olur kanaatindeyim. Tüm bunların yanı sıra okudukça zaman zaman kahkaha atabileceğiniz, zaman zaman dehşete kapılabileceğiniz anektodlarla da karşılaşmıyor değiliz. Bu yazının konusu klasik hayatlardan ziyade ilginç detaylar.

“Cogito ergo sum” yani “düşünüyorum, öyleyse varım” cümlesiyle hafızalara kazınan büyük üstad Descartes. Matematikle olan derin bağını ve bu konudaki yeteneğini kullanan iyi bir kumarbaz, eğlence hayatına düşkün bir maceracı ve kılıç ustası.  Kendisiyle ilgili en çarpıcı gerçek hayvanlarla yaptıkları deneyler. Bu dönemde hayvanların ruhlarının olmadığına, onların mekanik yapılar olduğuna olan inanç karşımıza dehşet verici bir durum olarak çıkıyor. Anestezinin olmadığı dönemde canlı hayvanlarla yaptığı deneyler sırasında Descartes’ın onların haykırış ve çığlıklarıyla eğlendiği çünkü bu seslerin makinelerin hidrolik titreşimleri ve tıslamalarından öte bir şey olmadığını düşündüğü belirtiliyor. Kendisiyle ilgili ilgi çekici bir diğer anekdot da cesediyle ilgili. Ölümünden 16 yıl sonra arkadaşları Descartes’ın bedenini İsveç’ten Fransa’ya getirtmek istiyorlar. Fakat ortada bir sıkıntı var: tabut tüm bedeni alabilecek kadar büyük değil. Bunun üzerine tabuta sığması için kafası kesiliyor ve bedeninin Fransa’ya gönderilmesine kafasının da Stockholm’e gömülmesine karar veriliyor. Her şey bununla kalmıyor. Fransa’nın İsveç büyükelçisi cesedin sağ işaret parmağını keserek kendisine hatıra olarak alıyor. Zavallı Descartes’ın cesedi paramparça  bir şekilde gönderiliyor. Kafatası ise bir kara ordu subayı tarafından çıkarılıyor ve halen sergilendiği Paris’teki Musee de I’Homme müzesine ulaşana dek 150 yıl boyunca koleksiyoncular arasında el değiştiriyor.

1685-1753 arasında yaşayan ünlü filozof ve psikopoz George Berkeley ise genel olarak dinle, felsefeyle ve metafizikle ilgileniyor. Bir akşam yemeğinde bir kez karşılaştığı bir kadının ona verdiği yüklü para hediyesi sayesinde ekonomik bağımsızlığını kazanıyor. (Burada insan böyle şeylerin neden bizim başımıza gelmediğini düşünmeden edemiyor haliyle.) Berkeley ölümden emin olabilmemizin tek işaretinin çürüme ve kokuşma olduğuna inanıyor ve buna bağlı olarak ölümünden önce talimat veriyor: çürümeden gömülmemek. Bunun sonucunda bedeni öldükten sonra çürüyüp dağılana dek yatağında bırakılıyor.

Gelelim çağdaş psikolojinin kurucularından Fechner’e. Fechner profesör ünvanı aldıktan birkaç yıl sonra ağır bir depresyona giriyor. Uyum güçlüğünün yanı sıra yediklerini hazmedemiyor ve açlık hissedemiyor. Daha sonra ışığa karşı hassasiyet geliştiriyor. Tüm bunların sonucunda zamanının çoğunu duvarları siyaha boyanmış ve karartılmış bir odada, annesinin dar bir kapı aralığından kendisine okuduğu kitapları dinleyerek geçiriyor. Geceleri karanlıkta ve gündüzleri gözlerini bandajlayarak dışarıda yürümeye çalışıyor. Sonra bir arkadaşı rüyasında Fechner’e Ren şarabında ve limon suyunda marine edilmiş baharatlı çiğ jambon hazırladığını görüyor ve ertesi gün bu yemekten hazırlayarak Fechner’e yemesi için ısrar ediyor. Önce bu yemeği yemek istemeyen Fechner her gün biraz daha çok yiyor ve semptomlarında iyileşme gözleniyor. Altı ay sonra ise semptomlar daha ciddi bir şekilde ortaya çıkıyor. Rüyasında “77” rakamını gören Fechner kendisini yetmiş yedi gün sonra iyileşeceğine inandırıyor ve beklediği gibi de oluyor. Yetmiş yedi gün sonra iyileşiyor.

Psikoloji denince akla gelen ilk isim olan Freud ise kokaine olan tutumu ve kadınlara bakış açısıyla ön plana çıkıyor. Tıp eğitimi sırasında kokain kullanmaya başlayan Freud, kokainin depresyon tedavisinde kullanabileceğini belirtiyor ve onu mucizevi bir ilaç olarak nitelendiriyor. Hatta bu dönemde Amerika’da ve Avrupa’da artan kokain kullanımında Freud kokaine teşvik edici yaklaşımı nedeniyle suçlanıyor. Yaptığı çalışmalarla psikolojiyi derinden etkileyen Freud’u kokainman diye nitelemek ne kadar doğru olur bilinmez ama on yılı aşkın bir süre kokain kullandığı bilinen bir gerçek. Kadınlara olan tutumu ise bugün aşmaya çalıştığımız sınırların çok ötesinde. Kadın erkek eşitliği şöyle dursun Freud’a göre kadın gençliğinde tapılası bir sevgili, yetişkinliğinde ise sevilen bir eşten daha fazlası değil.

 

Kaynak:

Duane Schultz and Sydney Schultz. A history of modern psychology. Cengage Learning, 2007.

dasdasdsa.JPEG