BLOG

HEP BERABER DAHA MUTLU OLSAK MI?

Salı, 08 Temmuz 2014 651 Views 0 Comments

Toplum dediğimiz şey çok enteresan gerçekten. Her konuda yargılama hakkına sahip bir mecraa olarak kullanılıyor hatta. Bütün etiketleri yapıştırabilir, bütün yorumları yapabilir, bütün kisveler emrine amadedir gibi görüyoruz ‘toplumu’. Peki o toplum biz değil miyiz?

Komşusu hakkında atıp tutan bizim ninemiz; “Bak Ruşen amcanın oğlu Sedat’a” diyen bizim babamız değilmiş gibi bir toplumdur tutturmuş gidiyoruz. Günlük yaşantımızdan örnekler sayfalarca gider. İnsanları politik görüşlerinden tut cinsel tercihlerine kadar farklı tavırlarla baş etmek zorunda bırakan bu toplumun içindeyiz ve dolayısıyla hepimiz biliyoruz durumu. Peki eğer tavır böyleyse, akıl sağlığında sorun yaşayanlar için ne kadar farklı olabilir? “Aa biliyor musun Ahmet şizofrenmiş; babası da normal adam değil zaten”. Daha bilinçsiz ve yaralayıcı/yargılayıcı bir cümle olamaz herhalde. Neyse nefretimi burada kusmayacağım.
Bu yaftaların ne kadar kalıcı olduğunu da tahmin edebiliyoruz. Fakat yapılan bir araştırmayı örnek vermek istiyorum ki ‘toplum’ tarafından yapıştırılan o etiketlerin ne derece etkili olabildiğini de algılayabilelim.

Yıllar öncesinde yapılan bilimsel bir araştırma var. Rosenhan’ın araştırması klinik ortamda geçmesine ve temelde teşhis koymanın ne derece önemli olduğunu göstermeyi amaçlasa da çıkan sonuçlar etiketin ne derece belirleyici olduğunu ve ondan kurtulmanın zorluğunu ortaya koyuyor. Rosenhan aslında hiç bir semptom göstermeyen kişilere kliniğe gidip şizofreni semptomlarından halüsinasyon görme gibi bir kaçını tecrübe ettiklerini söylemelerini ister. Fakat kliniğe kabulden sonra normal davranmaları gerekmektedir. Yaşadıklarını günlüklere kaydeden kişilerin yazma ritüelleri bile bir semptom olarak değerlendirilir ve ortalama 19 günde klinikten ayrılabilirler. Bu araştırma psikoloji dünyasını oldukça etkiliyor haliyle. Evet bilim çevreleri çalışmayı incelemiş, değerlendirmiş, raporları okumuş vs. iyi de peki buna benzer gerçek tecrübeleri olan insanlar?

‘Toplum’ tarafından bir kalıbın içine yerleştiriliyor sonra da bu kalıba göre yaşantıları şekil alıyor. biz yapıyoruz bunu bırakalım artık toplum demeyi. Kendi kendine konuşan birine rastladığımızda yolda yürürken yan gözle bakan da biziz, elele yürüyen gay bir çift gördüğünde dikkatle süzen de. Kime ve neye karşı öyargılarımız olduğu da mühim değil; nasıl ki “Ruşen amcanın oğlu Sedat” dedikçe babamız tüylerimiz diken diken oluyorsa başka biri de bizi gördüğünde hatta adımızı duyduğunda aynı duyguları hissetmesin diye çabalayalım mümkünse. Emin olun daha mutlu olacağız hepimiz!!

Not: Söylenecek çok şey var aslında ama daha ikinci yazıdan yaftalanmak istemedim :) Sevgiler…
Kaynak: Rosenhan, D. L. (1973). On being sane in insane place. Science. 179(4070), 250-258.