BLOG

KORKORO : Romanlar ve Holocaust üzerine

Cuma, 11 Nisan 2014 1739 views 0 comments

“muj suko (ağız kuru)

jakha kale (gözler kapalı)

vust sadre (dudaklar dikilmiş)

achipen (sessizlik)

ilo chindo (kalp kırık)

bi ogesqo (acı yok)

bi lavesqo (söz yok)

nanaj ni roipen (hiç yakınma yok)” *

Korkoro 2. Dünya Savaşı yıllarında Romanların yaşadığı acıları temel alan, yönetmenliğini Tony Gatlif’in üstlendiği çarpıcı bir film. Film özgürlük, önyargı ve elbette ki soykırım temaları çerçevesinde şekilleniyor. Filmde bir Roman ailesinin Fransa’ya yolculuğu ve tanıştıkları insanların onlara yaklaşımına şahit oluyoruz. Medyada bu utanç verici tablo Yahudi soykırımı olarak ele alınsa da Romanların, homoseksüellerin ve özürlü insanların yaşadıkları da azımsanmayacak kadar dehşet verici. Bu film ile Tony Gatlif Romanların “Holocaust” sırasında yaşadıklarına başarılı bir şekilde dikkat çekmiş.

Soykırım denince ilk akla gelen isimlerden Bauman, ünlü kitabı “Modernite ve Holocaust”ta soykırımı modernitenin zirve noktası olarak tanımlar. Moderniteyi bir bahçe örneğiyle açıklayan Bauman modernitede güzel bir bahçe yaratmak için ayrık otlarının temizlenmesinin elzem olduğunu belirtir. Yani Hitler’in kafasındaki saf akıllı Alman ırkı rüyasının gerçekleşebilmesi için toplumun Yahudilerden, Romanlardan, homoseksüellerden ve özürlülerden arınması şarttır.

Bu amaçla girişlen Roman katliamının başlaması 1941 Sonbaharı’na rastlar. Kendilerine has geleneklerini dünyanın neredeyse her yerinde sürdürebilme özelliğine sahip özgün bir topluluk olan Romanlar bu dönemde insanlık dışı bir nefrete maruz kalırlar. Onları bulmak, öldürmek ya da kamplara yollamak üzere özel ekipler kurulur. Bu kamplarda birçok çocuk, hamile kadın ve yaşlı insan vasıfsız addedilip öldürülür. Savaş sonunda Almanya’da bulunan 20.000 Roman’dan 15.000’i ne yazık ki katledilmiştir. Laska’ya göre ise kesin bir rakam belirtilmemekle beraber Almanya dışındakiler ile birlikte 500.000 ile 600.000 arası Roman çoğu Auszchwitz’de gaz odalarında boğulmak üzere katledilmiştir.

Türkçe’ye “insandışılaştırma” olarak çevrilen “dehumanization” kavramı soykırımların en temel unsurlarından biridir. Auschwitz’deki katliamların temel sebebi olarak da bu mantık ve vicdandan yoksun düşünce gösterilebilir.

Korkoro’da insandışılaştırmanın birçok örneğine rastlamak mümkün. Filmde Romanlar sadece SS subayları tarafından değil farklı olanla yaşamanın gündelik hayatlarına bir tehdit oluşturacağını düşünen komşuları tarafından da ötekileştiriliyorlar. Bunu aile Fransa’ya gittiğinde “Çingeneler geri döndü” diye haykırarak koşan bir çocuğun etrafında oluşan bakışlardan rahatlıkla anlamak mümkün. Ayrıca çocuğun Claude karakteriyle diyaloğundan komşuların Romanların çocuk kaçırdığını düşündüklerini anlıyoruz.

Romanlara yapılan adaletsizlikler seyahat haklarının engellenmesiyle başlıyor. Göçebe bir yaşama alışkın olan bir topluluğu yerleşik yaşama geçirmeye ve yönetmeye çalışmak şüphesiz ki onların yaşam tarzı açısından tam bir dönüm noktası. Kendinden farklı olanı değiştirmeye çalışan ve bunu Nuremberg kanunlarıyla güvence altına alan Alman hükümeti işi zorlaşmaya başladığında ise daha basit (!) bir çözüm olan soykırımı seçiyor.

romanlar holocaustAile kampa götürüldüğünde onlara Fransa’nın parazitlerden temizlenmek için orada oldukları söyleniyor. Yaşamanın mümkün olmadığı küçücük, kalabalık, ahır gibi odalara doluşturuluyorlar. Kamptan çıkabilmelerinin tek koşulu olarak bir tapu ibraz etmeleri gerektiği belirtiliyor. Bu noktada onların dostu Theodore Rosier devreye giriyor ve komşularının itirazlarına rağmen evini aileye satıyor. Burada da filmin özeti olan bir diyalogla karşılaşıyoruz. Rosier gerekli evrakları imzalarken üç kere Yahudi olup olmadığı soruluyor. Bu Yahudi olmanın yaşama hakkı dahil tüm insan haklarını kaybetmen demek olduğu resmi bir prosedür…

Yeni evlerine taşındıktan sonra onları istemeyen komşularıyla oluşan yeni bir krizle karşılaşıyoruz. Göçebe yaşam tarzına alışkın olan Romanlar yerleşik yaşama ayak uyduramayacaklarını anlayıp tekrar yola düşmeye karar veriyorlar, fakat yolda yakalanıyorlar.

Filmde her Tony Gatlif filminde olduğu gibi insanı gülümseten sahneler de var. Sempatik karakterimiz Talosh’un insanların hapsettiği suyu özgür kılmak adına tüm muslukları açması bunun örneklerinden. Dünyaya, doğaya böyle saf duygularla yaklaşan bir topluluğun farklılıkları yüzünden bu eziyetlere maruz kalmış olması da insanlık tarihinin yüz karalarından.

‘Ötekileştirmek’ hala insanlığın en büyük hastalığı. Birbirimizi sadece ‘insan’ olarak gördüğümüz, farklılıklarımızla renklendiğimiz, özgür bir dünya olması umuduyla…

*Auschwitz’de Romanlar arasında söylenen şarkı

Yapımı: 2009 – Fransa

Tür: Dram

Süre:111 Dak.

Yönetmen: Tony Gatlif

Oyuncular: Marie-Josee Croze , Carlo Brandt , Marc Lavoine , Rufus , James Thiérrée

Senaryo: Tony Gatlif

Yapımcı: Tony Gatlif

KAYNAKLAR

Arthur G. Miller, What can the Milgram obedience experiments tell us about the Holocaust?. The Social Psychology of Good and Evil, 2004.

Helen Fein, “Accounting for genocide: Victims and survivors of the Holocaust”, 1979.

Vera Laska, Women in the Resistance and in the Holocaust: The Voices of Eyewitnesses, 1983.

Zygmunt Bauman, Modernite ve Holocaust, 1989.

dasdasdsa.JPEG