BLOG

Bir Yastığın Zaman Yolculuğu

Cumartesi, 19 Nisan 2014 1796 Views 0 Comments

Uyku, hayatımızın en önemli parçalarından. Bedenimizin ve zihnimizin yenilendiği, gün içinde biriktirdiğimiz çöplerden kurtulduğumuz, bilinçaltımıza bastırdıklarımızla yüzleştiğimiz, ve esasında özgür düşüncelere kavuştuğumuz bir süreç. Üzerine yapılan sayısız araştırma uykunun insan sağlığı açısından çok büyük bir öneme sahip olduğunu kanıtlıyor. Peki uyku hakkında ne biliyoruz? Bu defa son birkaç haftasını uykuya adamış bir insan olarak uykunun geçmişine, ve uykunun en vazgeçilmez parçaları olan yastık ve yorganın tarihçesine bir yolculuk yapalım istedim. Evet evet, yastık ve yorgan. Bu iki nesne, nesne olmaktan çok öte bizi dünyanın karmaşasından uzaklaştıran, tazelenmemizi sağlayan uykunun en vazgeçilmez öğelerinden. O zaman yolculuk başlasın!

Uykunun bilimsel döngüleri üzerine yazılmış birçok makale var. Temel olarak uykunun Non-Rem ve Rem olmak üzere iki dönemden oluştuğunu söyleyebiliriz. Bu döngülere değinmekten ziyade uyku hakkındaki en temel sorulardan biri üzerine yoğunlaşmak istiyorum: Sekiz saat efsanesi. Sekiz saatlik deliksiz bir uykunun insan için ideal olduğu söylense de tarihte bölünmüş uyku düzeni diye bir gerçek var. Virginia Tech Üniversitesi’nden tarihçi Roger Ekirch kitabı “Gün Batarken: Geçmiş Zamanlarda Gece” adlı kitabında, yaptığı araştırmalarla uykunun tarih boyunca geçirdiği değişimi gözler önüne seriyor. Antropolojik incelemeleri temel alan bu eserde Ekirch, birçok bilimsel ve edebi metni, efsaneyi ve günceyi elden geçirerek tarihte bölünmüş uyku düzeninin varlığına vurgu yapıyor. Bu düzene göre insanlar gün batımından sonra ilk uykuya ve bir iki saat uyanık kaldıktan sonra ikinci uykuya dalıyorlar. Dört saatlik bu periyodlar arasında ise tütün içiyorlar, kitap okuyorlar, sohbet ediyorlar, dua ediyorlar ve hatta komşu ziyaretlerine gidiyorlar. Robert Ekirch 15. yüzyıldan kalma dini kitaplarda iki uyku arasında edilmek için yazılmış özel dualar olduğuna da dikkat çekiyor.

17. yüzyıldan önceki gece yaşantısına baktığımızda karanlık sokakların bu saatlerde ayyaşların, fahişelerin, ve suçluların alanı olduğunu görüyoruz. Yani geceleri sokakta olmak toplumda saygı gösterilen bir durum değil. Bu anlayış, mezhep çatışmalarına kadar devam ediyor. Mezhep çatışmalarıyla birlikte, gizli gece ayinlerinin ve toplantıların yapılmasıyla sokak “saygın insanlar”ın da alanı haline geliyor. Tabii bu “saygın insanlar” toplumun bütün sınıflara mensup insanlardan oluşmuyor; daha ziyade mum ışığında yaşamanın maliyetini karşılayabilecek zengin sınıftan oluşuyor. 17. yüzyılda Paris, sokaklarının içinde mum bulunan lambalarla aydınlatılmasıyla, ilk ışıklı kent oluyor ve bu tarihten itibaren gece, sokak kapılarını tüm sınıflara açıyor. Paris’i sırasıyla Lille ve Amsterdam izliyor. Bu çağın sonunda Avrupa, ışıklı 50 kentiyle geceleri uykuyu gerekli kılmayan bir canlılığa bürünüyor.

Sanayi Devrimi’yle birlikte zaman kavramının öneminin artmasıyla insanlar daha az uyumaya, bölünmüş uyku düzenini değiştirmeye ve ilk uykuyla yetinmeye teşvik ediliyorlar. Zamanla bölünmüş uyku düzeni bozuluyor ve günümüzün sekiz saatlik uyku efsanesi başlıyor.

YASTIK VE YORGANIN TARİHÇESİ

Zaman zaman gündelik hayatta kullandığımız nesnelerin nasıl icat edildiği, onlar olmadan insanların nasıl yaşadığı hepimizin aklına gelir. Ben de son zamanlarda canım, cananım, biricik dostum olan yastığın geçmişine bakmaya niyetlendim. Yastık ilk olarak -çoğu icat gibi- zenginler tarafından kullanılmış. Mısırlıların ilk yastıklarının materyali taş. Evet evet TAŞ! Daha sonra boya ve dikiş tekniklerinin gelişmesiyle bir sanat halini almış ve çeşitli yastıklar yapmaya başlamışlar. Çin’de ise durum daha da ilginç: İlk yastıklar porselen. Por-se-len! Taşın çok emek gerektirmeyen, doğada sıkça rastladığımız bir materyal olması Mısırlıların ilk yastıklarının taş olmasını anlamlı kılabilir. Ama porselenden yastık yapmayı akıl etmek gerçekten çok farklı bir zihnin ürünü. Bu porselen yastıklar gelinlerin çeyizlerinde de yer alırmış. Ayrıca çocuklar için üzerinde “uzun ömür yastığı” yazan ve evleri kötülüklerden koruduğuna inanılan porselen yastıklara rastlamak mümkün. Çin dışında ise ahşaptan, taştan ve metalden yapılan yastıklar bir sanat eseri niteliği kazanmışlar. Sanayi Devrimi’yle birlikte yastıkta seri üretime geçilmiş ve böylece yastık tüm insanların günlük yaşantılarına giren bir nesne olmuş.

Yorganın ilk olarak nereden çıktığı tam olarak bilinmemekle beraber, tarihçilere göre 11. yüzyılda Haçlı ordusu tarafından Ortadoğu’dan Avrupa’ya getirilmiş. Yorgandan yapılmış giysiler Ortadoğu’da çok yaygınmış ve askerler daha rahat olması açısından bu giysileri zırhlarının içine giyiyorlarmış. Ayrıca bu yorganlar zırhların yağmurdan, kardan ve güneşten korunması amacıyla da kullanılmış. Bilinen yatak için yapılmış ilk yorgan, içi yünle doldurulmuş ketenden yapılmış ve 14. yüzyılın sonunda Sicilya’da ortaya çıkmış. Tarihçilere göre Yeni Dünya’nın keşfiyle yorgan sanatı yayılmaya başlamış. Amerika’da yorganla ilk olarak 17. yüzyılın sonunda bir kaptanın ihtiyaç listesinde karşılaşılmış. Türk kültüründe ise yorganın tarihçesi bilinmemekle birlikte Uygurca’da “yourgan” sözcüğüne rastlanması yorgan tarihinin bu kültürde de eski bir geçmişe dayandığını gösterir.

Uykunun ve onun vazgeçilmezlerinden olan yastık ile yorganın tarihçesine yolculuğumuz burada sona eriyor. İyi uykular! :)

KAYNAKÇA

Craig Koslofsky, Evening’s Empire
Robert Ekirch, At Day’s Close: Night in Times Past
BBC News

dasdasdsa.JPEG